Cinsellikle İlgili Yanlış İnanışlar Bölüm 2 (Cinsel Mitler)

0
153
Cinsellikle ilgili yanlışlar

Günümüzde her konuda olduğu gibi cinsellikle ilgili bilgiye ulaşmak da çok kolay. Teknolojinin gelişmesi bilgiye ulaşmayı kolaylaştırırken bilgi kirliliğini de arttırıyor.Sizin için cinsellikle ilgili yanlış inanışlar (cinsel mitler) konulu yazı dizisinin ikinci bölümünü paylaştık. İlk yazımıza buradan ulaşabilirsiniz.

Sevişmek cinsel birleşme demektir.

Cinselliği sadece penisin vajinaya girmesi olarak gören bu yanlış inanış, sevişmeyi üremek için bir görev olarak görür ve çiftlerin sevişmekten zevk alması açısından önemli bir engel niteliğindedir. Sevişmek düşünülenin aksine sadece cinsel organlardan oluşmayan, tüm vücudu, duyguları, teması kapsayan bir bütündür. Cinsellik, ilgi, istek, arzu, uyarılma, doyum ve rahatlama safhalarını da içeren bir eylemdir ve her safha kişiye ayrı bir haz verir ve kendi içinde önemlidir. Cinsel birleşme dışındaki temas, yakınlık, dokunmanın çıkarılması eşlerin, özellikle kadınların yeteri kadar zevk alamamalarına yol açar.

Sevişme ancak her iki tarafın birlikte orgazm olmasıyla güzeldir.

Son dönemlerde yaygınlaşan bu yanlış inanış, eşlerin beklenti içinde olmalarına ve birlikte orgazm olamadıkları takdirde eksiklik ve kaygı hissetmelerine neden olur.

Dokunma, öpüşme gibi bütün fiziksel temaslar cinsel birleşme ile sonlanmalıdır.

Eşlerin bazen sadece anlık sevgi ya da ilgi göstergesi olan fiziksel temasların her zaman cinsel birleşmeyle sonuçlanacağı inancı kadın ve erkeklerin zorunluluk hissetmelerine ve bundan kaçınmak için birbirlerine sevgi göstergelerinin engellenmesine neden olur.

Sevişmede neyin normal ya da anormal olduğuna dair belirli ve kesin kurallar vardır.

Sevişmede geçerli olan tek kural her iki tarafın da onayının olmasıdır. Cinsel fantezilerin, beklenti ve isteklerin, ilgilerin kişiden kişiye farklılık göstermesi nedeniyle cinsel yaşamda herkes için geçerli kurallar yoktur. Bu kısıtlayıcı inanış kişilerin fantezilerini dillendirmemesine, kişilerin kendilerini engellemelerine ve alınan hazzın kalitesinin düşmesine neden olmaktadır.

Bir kez bir cinsel sorun yaşanırsa bu tekrarlayacak demektir.

Yaşanan cinsel sorunların uzun süre devam etmesinde en önemli etkenlerden bir tanesi de bu yanlış inanıştır. Bir kez bir cinsel sorunla karşılaşmak bu sorunun kalıcı ve devamlı olacağı anlamına gelmez.

Penisin vajinaya girişi zordur.

Bu yanlış inanış kadınlar arasında vajinismusun yaygınlaşmasında en büyük etkenlerden biridir. Vajinanın dar ve esnek olmayan bir yapıya sahip olduğu yanlış bilgisi kadınların cinsel ilişkiden korkmalarına neden olmaktadır. Ancak vajinanın esneyen bir yapıya sahip olduğu ve sanıldığı gibi küçük ve dar bir yapıya sahip olmadığının en büyük kanıtı doğumdur.

İlk cinsel ilişki kadın için acı verici ve zordur.

Cinsellikle ilgili yanlış inanışlar arasında en çok ilk ilişkiye dair mitler yer alıyor. Toplumsal normlar, kadınların cinselliği yaşamalarına çok fazla izin vermediği için oluşan ilk cinsel ilişkinin kadın için zor ve acı dolu olacağı gibi asılsız ve korkutucu inanışlar kadınlar üzerinde baskı yaratmakta ve kadınların cinsellikten korkmalarına neden olmaktadır.

İlk cinsel ilişkide kan gelmezse kadın bakire değildir.

İlk gecede kanama olmaması kadının bakire olmadığı anlamına geldiği yanlış bilgisi, cinsellikle ilgili yanlış inanışlar arasında en önemli, hatta bazen hayati öneme sahip olan ve aslı olmayan inanıştır. Yapılan araştırmalar sonucunda kadınların ortalama olarak yarısında ilk cinsel ilişkide kanama olmadığı ortaya konmuştur. Ayrıca kadınların birçoğu kızlık zarı olmadan doğmaktadır.

Uyarılmış erkek boşalmazsa zararlı olur.

Bu düşünce kadınların cinselliği bir görev olarak görmesine, kendisinden çok eşine odaklanmasına neden olmaktadır.

Öpüşme, sarılma, dokunma gibi yakınlaşmalar hamilelikle sonuçlanabilir.

Cinsellikle ilgili yanlış bilgilenme ya da bilgi eksikliğinin yaygın olduğu yerlerde sarılma, öpüşme gibi çeşitli fiziksel yakınlaşmalar sonucu hamile kalınacağı düşüncesi hâkimdir. Ancak hamile kalınması için cinsel birlikteliğin yaşanması gerekir. Bu inanışın yaygın olmasının nedeni her türlü cinsel yakınlaşmanın tehlikeli olduğu ve evlenmeden yapılmaması gerektiği inancını yayma isteğidir.

Mastürbasyon kirli ve zararlıdır.

En yaygın yanlış inanışlardan bir tanesi de mastürbasyonun yanlış ve zararlı bir şey olduğu inancıdır. Bu düşünce nedeniyle kişiler suçluluk, pişmanlık gibi olumsuz duygular yaşarlar. Bunun yanı sıra mastürbasyonun körlüğe, bağımlılığa, cinsel işlev bozukluklarına yol açtığı, sapıklık olduğu inanışları da kişiler üzerinde baskı kuran diğer aslı olmayan inanışlardır. Ancak aşırıya kaçmadığı ve cinsel ilişkiye tercih edilmediği sürece bütün bunların aksine mastürbasyon, cinsel işlev bozukluklarında sıkça kullanılan bir yöntemdir. Aynı zamanda mastürbasyon, kadınların kendilerini tanımaları açısından önemli bir araçtır.

Cinsellikle ilgili yanlışlar

Cinsel fanteziler ahlak dışı ve sapıkçadır.

Cinsel yaşamın renklenmesinde en büyük etkiye sahip olan cinsel fanteziler, toplumların birçoğunda ahlak dışı, hatta sapıkça bir eğilim olarak görülür. Bu yanlış inanış fantezi kuran kişilerin suçluluk duymasına, kendilerinden utanmalarına, endişelenmelerine neden olmaktadır. Ancak düşünülenin aksine cinsel fanteziler sapkınlığın bir sonucu değil, herkesin kafasında bir şekilde var olan ve kişiyi cinsel yönden uyaran bir durumdur. Ayrıca değişik fantezilere sahip olmak bunları gerçek hayata uyarlamak zorunda olunduğu anlamına gelmiyor. Fantezilerin cinsel yaşamda uygulanmasında unutulmaması gereken nokta sevişmekte olduğu gibi her iki tarafın da onayının olmasıdır.

Hamileyken yapılan cinsel birleşme bebek için zararlıdır.

Hamilelik sürecinde başlayan ve eşlerin birbirinden uzaklaşmalarına neden olan bu yanlış inanış, hamilelik sonrasında çiftlerin cinsellikten uzaklaşmalarına da neden olmaktadır. Ancak bir kadın doğumcu tarafından tersi söylenmediği sürece belirli bir süreye kadar yaşanan cinsel birleşmenin çocuğa hiçbir etkisi ya da zararı olmadığı bilinmelidir.

Yaşlanmayla cinsel istek ortadan kalkar.

Bu inanışın oluşmasında biyolojik etkenler kadar kültürel ve toplumsal etkenler de mevcuttur. Yaşlılık sürecinde cinsel istek ortadan kalkmamasına rağmen insanların yaşlıların cinsel isteklerini normal karşılamaması ve olumsuz yaklaşması, yaşlılık dönemlerinde insanların bir neden yokken cinselliklerini sürdürmemelerine neden olmaktadır.

Menopoz cinsel isteği tamamen ortadan kaldırır.

Toplumsal görüşün, sevişme ve doğurganlığı birbiriyle eşleştirmesi nedeniyle menopoza girdiklerinde artık kadınların cinsel isteklerinin bir anlamı olmadığı ve cinsel arzularında azalma olduğuna dair bir görüş hâkimdir. Bu yanlış inanış hem kadınların isteklerini bastırmalarına hem de eşlerinin kadınlara daha çekinerek yaklaşmasına neden oluyor. Ancak sanılanın aksine menopoz sonrasında kadınların cinsel isteklerinde bir değişim olmaz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.