Fiziksel şiddeti oldukça iyi tanımlarken, psikolojik şiddetin neden bu kadar görmezden gelindiğini sorgulamakta yarar var. 

Psikolojik şiddet nedir?

Psikolojik şiddet neleri kapsar? Her gün fark etmeden uğradığımız baskıyı fark etmemize engel olan şey nedir? Psikolojik şiddetin cezası var mıdır? Gibi üretebileceğim bir sürü sorunun cevabını aradım ve hala aramaktayım. Bu yazımı hem profesyonel gözlemim, hemde bu toplumda var olmaya çalışan bir kadın olarak aktarmaya çalışacağım.

Bu mesele aslında hayatın, tahmin bile edemeyeceğimiz alanlarında sık sık karşılaştığımız ama her seferinde ‘neyse’ deyip geçiştirdiğimiz bir sürü sorundan sadece bir tanesi.

Aile dinamiğinde, okulda, iş yerinde, sokakta, telefonda, markette, bankada yani kamusal alanların tümünde ‘sen nasıl adamsın’, ’kadın olmasan sana ne yapacağımı iyi bilirdim’ gibi cümlelerle başlıyor.

Yetersizlik hissi o kadar sarmış ki etrafımızı, kendimizi yeniden yaratma çabasını hep ‘bir diğeri‘ üzerinden devam etmeye başlıyor. Çok sinsi ilerliyor bunu yapanda,maruz kalanda çoğu zaman ne yaşadığının farkına bile varamıyor.

Bana gelen danışanlarda çok sık rastladığım cümle ‘hiç şiddetini görmedim hakkını yiyemem ama öfke kontrolü pek yok, yani sinirlendiğinde etrafı dağıtır ,küfür eder ama bana bir kere bile el kaldırmadı!’ Sadece bu cümleden yola çıkarak aslında şiddetin psikolojik boyutunu ne kadar görmezden geldiğimizi anlayabiliriz. Biz bunlara maruz kaldığımızda aslında bizim gibi bu konuyu büyüklerinden doğru öğrenmemiş yakınlarımızdan çok sık ‘o senin kocan, kardeşin, ablan, ağabeyin, patronun, öğretmenin’ gibi durumu olumlamaya çalışan cümleler duyuyoruz. Aynı cümleleri bizde en yakınlarımıza kuruyoruz çünkü uyumlanmak bize öğretilen bir şeydir.

Uyum bir zeka belirtisidir evet ama çizgiyi aşmamak ve en yakınımız dahi olsa onun yaşam alanını ihlal ve işgal etmeden uyumlanmak gerekir. İlişkilerde bunun sınırının olmadığını zannederiz çünkü bize bu öğretildi. Burada ilişkiden kastım sadece partner ilişkileri değil anne-baba,abi-kardeş,arkadaş,akraba vs… Burada kaçırdığımız en önemli şey uyum evet çok kıymetli ama çatışabilme ihtimalinin de kıymetli olduğunu bilmekte yatıyor. Çatışmanın iki insanı yok saymadan, hırpalamadan, olağanında sürmesi kıymetli.

Aileyi mutlak bir birim olarak sayarsak aslında şiddetin ailede başladığını göz ardı etmemiş oluruz. Bu şiddet ev içinde başlar ve trafikte,sokakta,okulda,işte devam eder ve kendine mağdur edecek başka mecralar bulmaya devam eder. İşin özü ezilen ezecek başka birilerini muhakkak buluyor.

Şiddetin ‘dili’ nin bireyleri gerçeklikten, kendi bedeninden,benliğinden uzaklaştıran bir tarafı var. Çözülmesi gereken şeyler şiddet diliyle yok olmaya, kimliksizleşmeye, yok sayılmaya başlıyor. Ve en iyi ihtimalle ‘sen benim kim olduğumu biliyor musun’ a evriliyor. ” Ben senin kocanım, karınım, abinim, öğretmeninim, patronunum’’ gibi güç, iktidar paylaşımına dönmeye başlıyor ve o aidiyet cümleleri insanların ömür boyu prangası olarak kalmaya devam ediyor. Yani dünümüzü başka birilerinden kurtarırken, yarınımızı bir başkasına feda etmeye başlıyoruz ve iktidar paylaşımı yanlış ve eksik belirlenmiş oluyor.

Hayatımızda hep olan ama son zamanlarda çok sık karşılaştığımız kadına şiddet haberlerinin başlangıcı aslında fark edilmeyen psikolojik şiddettir. ‘’-Dövmüş ama öldürmemiş, -kim bilir kadın ne yapmışta adamın kafası atmış’’ gibi cümleleri hep duyduk. Babanın anneye uyguladığı aşağılama, yok sayma, yetersiz hissettirme…

Uygun zemini bulduğunda annenin, çocuğa uyguladığı şiddet olarak yatağını buluyor ve mutlak son olarak çocuğun akranına yaptığı zorbalık olarak devam etmektedir.

Bireyselleşme hikayesi başladığında kadının, erkeğin, çocuğun vb. herkesin hikayesi değişmeye başlar. Psikolojik şiddetin bir ölçülebilirliği yok bu yüzden kendimizi iyi tanıyıp,çocuklarımızın benlik saygısı kazanmalarını her koşulda sağlamakla yükümlü yetişkinler olmak zorundayız.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.